Barbaros Mühendislik


Go to content

Gelişme 1

Akşam Yazıları




Propaganda Araçları Mülkiyeti



SAĞDUYULU, tarafsız ve gerçekçi davranmak, yalnız sizi okuyanları değil, kendinizi de kandırmamak için çok önemli.
Salt bu nedenle, siyaseti de ekonomiyi de yorumlarken teknik kalmak, olabildiğince kendini tarafların yerine koymak gerekiyor.
Doğru bildiğini söyleyecek kadar da cesaretli ve özgüven sahibi olmalısınız. Hele açık seçik belli olan gerçekleri, hâlâ saptırmaya çalışmak çok yanlış ve tutarsız.
Bir partiye devlet eliyle militan yetiştiren ve laikliğe aykırı eğitim verilen okulların kapatılmasının özgürlüklere aykırı olduğunun söylenmesi gibi.
Ancak, bazıları için, bazı hallerde malını satmak onu allayıp pullamayı zorunlu kılabilir.
Bazıları, gerçekleri saptırmadan kolay kolay mallarını ve fikirlerini satamazlar.
Bu kişilere ve güç odaklarına azgelişmiş ülkelerde çok daha yoğunlukla rastlıyoruz.
Çünkü, azgelişmiş ülke insanı kandırılmaya çok daha açık.
Onun eline vurup, ekmeğini almak daha kolay.
Ama, onun haklarını savunabilmek, çok daha zor.
Çünkü, azgelişmiş ülke insanı çoğu kez, kendini sömürmeye hazır olanların, farkında değil. Daha da kötüsü, milleti sömürmekte olanların, milletin çıkarlarını koruduğunu sanıyor.
Birçok azgelişmiş ülke aydınının da sandığı gibi.
Propagandanın, reklamın ve medyanın gücü de, bu noktada öne çıkıyor.
Çünkü, sömürebilmek için kandırabilmek gerek.
Üstelik kandırdıklarının, kandırılmaya isteyerek ve severek razı edilmeleri.
Hatta kandırılanların, kendini bu açık sömürüyü, kendi çıkarlarının korunduğuna inanarak desteklemeleri.
İşte bu nedenlerle, sömürebilmek için artık yalnız "Üretim Araçları Mülkiyeti"ni elde tutmak yetişmiyor; "Propaganda Araçları Mülkiyeti"ni de ele geçirmek lazım. Bazen de sömürebilmek için değil, kendini anlatabilmek için; haksız rekabetten ve iftiradan korunabilmek için "Propaganda Araçları Mülkiyeti"ne sahip olmak zorunlu.
Ülkemizde de, görsel ve yazılı medya sahibi olma gerekçeleri farklı değil. Hele, hak aramanın güçlüğü ve kanunların uygulanmasındaki umursamazlıklar göz önüne alınırsa. Adaletin işlemesindeki bozukluk ve gecikmeler olağan bir hal almışsa.
Herkesin kendi hakkını kendisinin aramak zorunda bırakıldığı düşünülürse.

11 Mayıs 1997





Dürüstlüğün Neresindeyiz?



NE SÖYLEDİĞİMİZ ve nasıl söylediğimizle değerlendiriliriz. Ama,